Cittaslow Türkiye | Cittaslow Göynük
17021
page-template-default,page,page-id-17021,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-16.8,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.2,vc_responsive
 

Cittaslow Göynük

Cittaslow Göynük

Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan Bolu’nun şirin ilçesi Göynük, yüksek tepeler arasında, akarsuların geçtiği vadilerde, karşılıklı yamaçların tabanına ve eteklerine kurulmuş tipik bir Osmanlı kasabasıdır.

 

1323’den sonra Osmanlı topraklarına katılan Göynük o tarihten bu yana ‘Bir Osmanlı Kenti’ olarak anılıyor. Söz konusu dönemde konumundan dolayı Anadolu ile İstanbul arasında bir geçiş sahası oluşturması ve ayrıca 14. yüzyılda yapılan safran ticareti ekonomik açıdan da gelişmesine sebep olmuştur.

 

Tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerini Osmanlı’dan günümüze dek korumayı başaran ve “Sakin Şehir” unvanı alan Göynük’te halen geleneksel değerler aslına uygun olarak yaşatılıyor. Göynük Anadolu’daki Türk yaşayış şeklinin hala devam ettiği ender ilçelerden biridir. Mimari dokusu da tarihle harmanlanarak günümüze kadar bozulmadan ulaşmıştır. En eskisi yaklaşık 700 yıllık konut, işyeri, hamam, türbe, hazire, tarihi çınar ağaçları gibi tarihi değerlerle süslü olan Göynük’te bu eserler halen işlevlerini sürdürmektedirler. 1987’de Kentsel SİT alanı ilan edilen ilçe tarih, kültür, doğa, inanç ve termal turizmi ile bir marka şehir.

 

Doğallığı bozulmamış, yapılaşmanın bulunmadığı Sünnet ve Çubuk Gölleri heyelan set gölleridir. Çubuk Gölü etrafında film platosu olarak yapılan yel değirmenleri fotoğrafçıların ilgi odağı.

 

İstanbul’un Manevi Fatihi Akşemseddin Hazretleri’nin Türbesi, Gazi Süleyman Paşa Caminin bahçesinde ziyaretçilerini bekliyor. Göynük’e hakim tepede Sakarya Zaferi’ni müjdelercesine yükselen Zafer Kulesi de kentle özdeşleşen yapılardan sadece biri. Özgün mimarisi, yöresel el sanatları ve geleneksel yemekleri ile Göynük 21’inci yüzyılda bozulmamış, değişmemiş bir orijinaliteye sahip.

 

Bolu merkeze 98 km uzaklıktaki Göynük, Ankara, İstanbul, Eskişehir ve Bursa gibi metropollere yakınlığına rağmen, şehir hayatının yorucu keşmekeşine inat sakinliği ile dikkat çekmektedir.

Yörenin ilk yerleşimcileri İskitler ve Traklardır. Tarihi Orta Anadolu ile birlikte gelişmiştir. Göynük Helenistik çağa dek Bitinya egemenliğinde idi. M.Ö. 1200 yıllarından itibaren Anadolu’nun kuzey batısında kurulan Frigya Devleti, doğuya doğru ilerlerken Bolu ve civarında hüküm süren Bitinya’yı almışlardır. Friglere ait en eski yazılı belge 1966 yılında Göynük`ün Soğukçam (Germenos) köyünde bulunmuştur. Daha sonraları bu topraklar miras olarak Romalılara geçmiştir. Göynük Himmetoğlu Köyü hudutlarında Çatak Hamamı diye bilinen Romalılara ait hamam kalıntıları mevcuttur. Sakarya’dan geçerek bir üçgen şekli gösteren “Roma Askeri” yolu Dadastan’dan geçerdi ki, Dadastan’ın bu günkü Göynük şehri olması muhtemeldir. Göynük`ün en eski adı “Koinon Gallicanan”dır, diyenler de vardır.

 

M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldığı zaman bu topraklar Bizans’ın hissesine düşmüştür. Göynük ilçesinde Bizanslılar dönemine ait kalıntılara Susuz, Kilciler, Boyacılar, Kayabaşı, Narzanlar köyleri gibi birçok köyde rastlanmaktadır.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra 4-5 yıl gibi kısa bir zamanda bütün Anadolu gibi Bolu bölgesini de Bizanslıların elinden alan Kutalmışoğlu Süleyman Bey olmuştur. 1243 Kösedağ savaşından sonra Moğolların Anadolu’ya hâkim olmasıyla Selçuklulara bağlı uç beyleri de İlhanilere vergi vermek suretiyle kendi varlıklarının devamını sağlamaya çalışmışlardır. Bu beyliklerden biri de Göynük Beyliğidir. Bazı kaynaklarda Umurbey Beyliği diye de geçmektedir.

Zafer Kulesi

Göynük’e ilk Osmanlı akınları 1299 de görüldü. Ertuğrul’un yakın dostu Samsa Çavuş ve Sülemiş Mudurnu yaylasında Hıristiyan Müslüman yakınlaşmasını sağlamıştı. Nihayet Osman Gazi’nin son dönemlerinde 1323 yılında Göynük ve civarı fethedilerek Osmanlı toprağı olmuştur. 1330’lu yıllarda Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa Taraklı, Mudurnu, Göynük civarına gelmiş ve hâkimiyeti yeniden tesis etmiştir.

Evliya Çelebi’de Göynük’e yaptığı seyahatte “8 mahallesi 2000 kadar evi vardır, ahalisi tamamen Türk’tür. 20 Sıbyan mektebi varsa da medrese yoktur” demektedir.

Gazi Süleyman Paşa Camii

AKŞEMSEDDİN HZ. TÜRBESİ

1459 yılında vefat eden Akşemseddin Hazretlerinin Türbesi 1464 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Kefeki taşından yapılmış kasnaksız bir kubbeyle örtülü altıgen planlı bir yapıdır. İlçemiz Akşemseddin Hazretlerinin burada bulunmasından dolayı; Diyar-ı Akşemseddin olarak anılmaktadır. Her yıl Mayıs ayının 3. Pazar günü Anma günleri düzenlenmektedir.

Akşemseddin; (1389/1390 Şam – 1459 Göynük) asıl adı Şeyh Muhammed Şemseddin Bin Hamza, 15. Yüzyılın en büyük sofilerinden biri ve çok yönlü Türk Bilim adamıdır. Hacı Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır. İstanbul’un fethi sırasında büyük yararlılıklar göstermiş, genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştu.

İstanbul’un manevi fatihi olarak da anılır. Akşemseddin, başta İslami bilimler olmak üzere, tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden oldu. Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde de önemli çalışmalar yaptı. Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir. Ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.

BIÇAKÇI ÖMER DEDE TÜRBESİ (ÖMER SİKKİN)

Akşemseddin ile aynı dönemde yaşamış Hacı Bayram Veli’nin müritlerindendir. Melamet yolunun önderi, aşk ve cezbe ehlinin rehberi Ömer Dede, Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin halifesidir. Hayatı hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Bıçakçılık mesleğini benimsediğinden “Sıkkini” (bıçakçı) unvanıyla tanınırdı. Ömer Dede’nin ilk tasavvuf terbiyesini Bursa’da iken Somuncu Baba’dan aldığı, manevi terbiyesini ise Hacı bayram-ı Veli Hazretlerinde tamamladığı rivayet olunur. Miladi 1475 yılında vefat ettiği rivayet edilir.

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ VE HAMAMI

1331-1335 yılları arasında Osmanlı Hükümdarlarından Orhan Bey’in oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından hamam ile birlikte külliye olarak yapılmıştır bu camii. Tek şerefeli, tek minareli ve tek ahşap kubbeli olarak inşa edilmiştir. Tavan içi alt kaplama bölümü Selçuklu tavanı olarak ahşaptan yapılmıştır. İlgi çekici bir diğer özelliği 41 adet penceresi bulunur. Bu pencerelerden üst bölümdekiler içten vitray süslü, dıştan petek desenlidir. Üzeri kilit taşlı kemer olarak yapılmış iki kanatlı büyük bir kapısı vardır. 1948-1960 yıllarında restore edilen caminin en büyük özelliği, yöredeki ilk Osmanlı eserlerinden en sağlamlarından biri olmasıdır.

Günümüze kadar varlığını devam ettiren ve Göynük’ün en eski mimari yapıtlarından biri olan Gazi Süleyman Paşa Camii ve Hamamı tamamen traverten kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, Ankara ve İstanbul’da dahi böyle muhteşem bir hamam bulunmadığı konusunda övgüyle bahseder.

ZAFER KULESİ

Tarihi Zafer Kulesi Göynük’e adım attığınız anda ilk gözünüze çarpacak yapılardan birisi. Göynük Milli Mücadeleye büyük destek vermiş olup, bu desteğini anıtlaştırmıştır. 1923-24 yılında Sakarya Meydan Savaşı anısına Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamı Hurşit Bey tarafından yaptırılmıştır. İlçeye hâkim bir tepede, altıgen taş temel üzerine üç katlı ahşap yalı baskı mimarisi tarzında Kurtuluş Savaşı’nın başarılarını ebedileştirmek için anıtsal eser olarak inşa edilmiştir. Saat kulesi olarak da kullanılan Zafer Kulesi zaman içinde restorasyona tabi tutulmuştur.

ÇUBUK GÖLÜ

Göynük’ün 11 km kuzeyinde 15 hektarlık bir alanı kaplayan göl, Kayabaşı tepesinden inen heyelanın vadiyi tıkaması sonucu oluşmuştur. Tamamen doğal bir göl olan Çubuk gölünde daha önce film platosu olarak kullanılan 7 adet değirmen mevcuttur. Göl çevresinde bulunan yürüyüş yolları trekking yapmak isteyenler için ideal bir parkurdur.

SÜNNET GÖLÜ

Göynük merkeze 20 km olan Sünnet Gölü, Erenler ile Kurudal arasındaki dar vadinin heyelan sonucu tıkanmasıyla oluşmuştur. Gölün büyüklüğü 18 hektar, deniz seviyesinden yüksekliği 820 metre en derin yeri ise 22 metredir. Konaklanabilecek modern tesislere sahiptir. Göl çevresinde trekking yapabilirsiniz.

ŞARLAHAN ŞELALESİ VE KANYONU

İlçemiz Bölücekova köyünde bulunan şelalenin yüksekliği 6-7 metredir. Şelale ile birlikte Kanyon başlamaktadır. Kanyonun uzunluğu ortalama 250 metre kadardır. Kanyonun zaman zaman yüksekliği 15 metreye ulaşmaktadır. Genişliği ise; ortalama 3 ile 5 metre arasında değişmektedir. İlçe merkezine 22 km mesafe uzaklıkta olan bu şelale ve kanyona ulaşırken Frig Harabelerini de görmek mümkündür.

DEBBAĞ DEDE TÜRBESİ

Mesleği deri tabakçılığıdır. Halk kendisini Tabak Dede diye tanır. Anlatılanlara göre ermişlikte yüksek bir mertebeye ulaşmıştır.

GÜRCÜLER KENT MÜZESİ

180 Yıllık Gürcüler Konağının kent müzesi olarak tanzim edilmesi gelecek nesillere ışık tutmakta ve aynı zamanda yaşayan canlı bir müze olma özelliği ile de yerli ve yabancı turizmcilere Göynük’ün tarihini anlatmaktadır. Kent müzemizde toplanan belgeler, eşyalar, koleksiyonlar ilçemizin tanıtımında ve kültürel mirasımızın korunmasında özel bir yer tutmaktadır. Yaşayan Müzemiz Türk Kültür değerlerinin yarınlara aktarılması ve genç kuşaklara severek benimsetilmesi noktasında önemli görev üstlenmektedir.

 

Göynük’te 2013 yılından beri Kent Müzesi olarak faaliyet gösteren Gürcüler Konağı 19. YY sonlarından itibaren Göynüğün tarihi dokusunu, yaşayış şeklini, örf ve adetlerini bizlere aktarmaya çalışan önemli bir kent belleğidir.  Gürcüler Konağı 7 oda, 1 mutfak, 1 mahzen ve “Hayat” adı verilen avludan oluşmaktadır.  Avlu, Osmanlı evleri için vazgeçilmez bir unsurdur. Tandır, kuyu, çeşme, havuz, ocak gibi öğelerin bulunduğu bahçe ya da avlular evin en renkli ve fonksiyonel bölgeleridir.

 

Osmanlıda evlerin kapıları avluya açılır ve avludan sokağa açılan kapı evin en dış kapısıdır. Ev özel alan olması hasebiyle mahrem bir alandır. Evin kapısının direkt olarak dışarıya değil de bir avluya açılıyor olması bu hassasiyetin bir sonucudur. Evin mahremiyetini sağlayan unsurlardan biri de her biri estetik zevkin eseri olan kapı tokmaklarıdır. Kapı tokmakları, eve gelen kadın ve erkek misafirler için ayrı ayrı özelliklerde tasarlanırdı. Tokmağın sesinden gelenin kadın mı erkek mi olduğunu anlamak mümkündü.

Geçirdiği tarihi dönemlerin maddi izlerini büyük ölçüde bugüne taşıyabilen ve Erken Osmanlı dönemi mimarisinin ilk örneklerine ev sahipliği yapan Göynük, el sanatları yönünden de zengindir. Yörede kadınlar tarafından kendi ihtiyaçları olan peşkir, örtme, bükülü bez (göyneklik pamuklu kumaş) ve alaca denilen (şalvarlık) kumaşlar dokunmaktadır.

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Göynük’te yaşayan kadınlar da duygu düşünce, istek ve hayallerini kumaş üzerine çeşitli motif ve işleme teknikleri ile aktarmışlardır. Bu nedenledir ki Göynük dokumalarında kullanılan motif ve renklerin zenginliği hemen göze çarpmaktadır.

Göynük yöresine has nitelikler taşıyan ve tokalı örtü olarak adlandırılan “örtmeler” yöre kadınları tarafından günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Kenar işlemeleri ve tokaları tamamen el işidir. Mahallinde başörtüsü, yurt genelinde ise aksesuar ve giyim eşyası olarak kullanılır.

Örtmelerde 30 yıl öncesine kadar renkli ipek ve pamuk iplikler kullanılırken bugün desenlerde ve fitillerde orlon kullanılmaktadır.

Göynük Belediyesi bünyesinde hizmet veren “Yöresel El Sanatları Eğitim Merkezi” unutulmaya yüz tutan el sanatlarının gelecek nesillere aktarılmasını ve kültürel değerlerin devam ettirilmesini sağlıyor. Merkezde Kadınlar Göynük’e has olan ve Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillenen Coğrafi İşaretli Tokalı Örtmeleri dokuyorlar.

Dokuma dışında ağaç oymacılığı da önemlidir. Göynük köylerimizde kayın, şimşir, ceviz, ardıç gibi ağaçlardan çeşitli süs eşyaları, mutfak gereçleri ve bastonlar üretilmektedir. Bu el sanatı babadan oğula geçen bir sanat dalı olarak canlılığını sürdürmektedir.

Kültürümüzü mutfak üzerinden anlatmaya kalkışsak en az zorlanan millet olurduk hiç şüphesiz. Sarayın arka bahçesi olarak anılan Göynük Osmanlı mutfağının tüm özelliklerini taşımaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin Hz. zamanında sarayın aşçıları ve malzemeler bu bölgeden gidermiş. Bundan dolayı Göynük Mutfağı çok zengin özellikler taşımaktadır. İyi tarım yapılan ilçenin topraklarında yetişen taze sebzelerle pişen yemekler, çoğunlukla doğal tereyağı kullanılarak yapılmaktadır.

Düğün Çorbası

Et suyuna, un, yumurta ve yoğurttan yapılan terbiyenin katılması ve üzerinde kızdırılmış tereyağı sosu, karabiber ve maydanoz konularak servise sunulan geleneksel bir çorbadır. Düğün ve mevlitlerde verilen yemeklerin vazgeçilmezlerdendir.

Sütlü Kabaklı Yufka

Hamurdan 9 adet beze yapılır. Daha sonra bu bezeler incecik açılır. Diğer tarafta rendelenmiş kabak, şeker, nane ve yağ kabaklar ölünceye kadar kavrulur, kenara soğumaya alınır.2 yufka arasına harç konulur. Yufkalar üst üste konulur. Üzerine sütlü şerbet dökülerek servis edilir.

İstiridye Mantarı

Tereyağı ile kavrulan istiridye mantarları küçük güveçlere alınır, üzerine kaşar peyniri serpilerek sıcak fırında 5 dk pişirilir ve servis edilir.

Tarhana Çorbası

Göynüklü hanımlarının yaz aylarında yaptıkları ve sofralardan hiç eksik edilmeyen bir çorbadır. Bu çorba normal tarhana, beyaz tarhana, kızılcık tarhana, domates soslu tarhana diye farklı çeşitlerde yapılır. Göynük tarhanasına tadını veren asıl doğal yoğurttur.

Höşmerim

Lor, un ve yumurta kısık ateşte tahta kaşık yardımıyla iyice karıştırılarak tane tane oluncaya kadar kavrulur. Lor hafif esmerleşince ocaktan alınır. Daha sonra şeker ve su ile hazırlanan şerbet üzerine katılır ve on dakika kadar kaynatılarak isteğe göre sıcak ya da soğuk servis edilir.

Dik Börek

Dinlendirilen hamurlar un ve nişasta karışımı ile olabildiğince ince açılır. Açılan yufkanın yarısına cevizli iç harçtan bolca koyulur. Yufkanın harçsız kısmı üzerine katlanır. Hamur oklavaya çok sıkı olmayacak şekilde sarılıp oklava üstünde büzdürülür. Büzdürülen yufkalardan oklava çekilip, iç harçlı hamuru yağlanmış bir tepsiye içten dışa halkalar şeklinde dizilir. Üstüne şekerli şerbet dökülür.

Keşli-Cevizli Erişte

Yaz aylarında komşuların toplanarak hazırladıkları hamur bezelerini açmaları ve daha sonra elde kesmeleriyle oluşan erişteler pişirilir. Üstüne tereyağında kavrulan keş (yoğurt kurusu) ve cevizle birlikte sunulur.

Etli Yaprak Sarma

Kıymadan hazırlanan harç, üzüm yaprağına ince ince sarılarak kısık ateşte pişirilir. Etli dolmanın Göynük’e has özelliği çok küçük sarılması ve güveçte tereyağı ile servis edilmesidir.

Tas Kebabı

Kuşbaşı eti büyük bir kabın içine alınıp; soğan, sarımsak bütün olarak ilave edilir. Baharatları ve tuzu katılıp etle harmanlanır. Bir gece dolapta bekletilir. Bakır tasa dinlenmiş et sıkıştırılarak konulur. Eğer yoksa alüminyum veya çinko bir kaba da de koyabilirsiniz. Geniş bakır bir tepsiye veya bir tencereye tas ters olarak kapatılıp orta ateşli ocağa konulur. Tasın üzerine ağır bir şey koymanız gerekiyor ki kıpırdamasın. Normal taş ya da dolma taşı koyabilirsiniz. Önce 2 bardak su yavaş yavaş ilave edilir. Yarım saat sonra iki bardak su daha ilave edilir. Et kuru kalmadan pişirilir. Et piştikten sonra 2 su bardağı pirinç tasın etrafına sızan suya konulur. Çıkan su 2 bardak sudan az ise, 2 bardağa tamamlayacak kadar sıcak su ilave edin. Tepsi veya tencere ocağın üzerinde çevrilerek ya da kısık ateşte pişirilir. Ocaktan alınca üzerine 2 yemek kaşığı kızdırılmış tereyağı dökülür. Pilav dinlendirilir. Et tası alınarak tepsiyle servis yapılır.

Piyaz

Göynük yöresine ait coğrafi işaretli bombay fasulye farklı bir lezzete sahiptir. Haşlanıp üzerine soğan, maydanoz, sirkeden oluşan sos ilave edilerek servise hazırlanır.

Uğut

Buğday ıslatılıp çimlendirilir, daha sonra ince bir şekilde çekilerek kazanda pişirilir. Pişirme esnasında içerisine un ve su ilave edilir. Sadece ve bir kişi tarafından karıştırılır. Kıvamına göre pişirme süresi 24 saat sürebilir. Bu süre içerisinde sürekli odun ateşinde kaynamasına ve karıştırılmasına dikkat edilir. İçerisine şeker konulmadan yapılan, çok zahmetli fakat tadına doyum olmayan bir tatlıdır.

Videolar
Haberler