Cittaslow Türkiye | Cittaslow Mudurnu
17186
page-template-default,page,page-id-17186,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-16.8,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.2,vc_responsive
 

Cittaslow Mudurnu

Cittaslow Mudurnu

Mudurnu, Bitinyalılar zamanından beri var olan eski bir kasabadır ve çeşitli medeniyetlerin ilk yerleşim yeridir. Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklulardan sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bir ara Tekfurlar yönetimindeyken, Bursa tekfurunun kızı Matarnı (Moderna) adına yapılan kale kasabaya ad olmuş, çeşitli şekillerde söylene söylene Mudurnu halini aldığı düşünülmektedir.

1019 yılından itibaren Anadolu’ya yönelen Oğuz akınları sonrası, 1078 yılında Süleyman Şah Dönemi’nde Sakarya, Eskişehir, Bolu ve Mudurnu civarına ilk Türkmen yerleşimleri başlamıştır. Selçuklu egemenliği 1. Haçlı Seferleri ile sona ermiş ve bölge tekrar Bizanslıların denetimine girmiştir.  Mudurnu, Osmanlı Devleti’nin çekirdeğini oluşturan toprakların içinde yer alır. Yöre köylerine, Selçuklu Dönemi’nde başlayan ilk Türkmen yerleşimleri Ertuğrul Gazi ve Osman Bey dönemlerinde de yoğunlaşarak devam etmiştir.

Osman Bey, 1292 yılında Samsa Çavuş ile birlikte Sorkun köyleri ve Mudurnu Kalesi’ne gelmiş, daha sonra Mudurnu Tekfurluğu 1307 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Samsa Çavuş da Mudurnu – Göynük – İzmit bölgesine ‘Uç Beyi’ olarak tayin edilmiş; 1320 yıllara kadar bu bölgenin denetimi ve Türkleştirilmesi görevini Akçakoca ve Konuralp adlı gaziler sürdürmüştür.

Mudurnu, Kurtuluş Savaşı’nda, Kuvay- i Milli’ye destek vermiştir ve bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün teşekkür telgrafıyla onurlandırılmıştır. 24 Ekim 1920 tarihinde Atatürk’ün Mudurnu halkına gönderdiği telgrafta şu ifadeler yer almıştır: “Sevgili Mudurnulular! Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kuvay-i Milli’ye verdiğiniz destek ve gösterdiğiniz kahramanlığa teşekkür ederim.”

YILDIRIM BEYAZIT CAMİİ

Padişah 1.Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazıt’ın Bolu şehzadeliği döneminde M.1374 yılında yapılmıştır. Caminin planı geometrik olarak kareye yakın, yan taraflara dar birer kemer ilavesi ile bir metre kadar genişlik sağlanmıştır. Ortalama kalınlığı 1.60 m olan duvarlara 8 tane yaslama ayak eklenerek aralarına kemerler atılmıştır. Duvardan duvara açıklık 20.70 m’dir. Direksiz kubbe açıklığı 19.65 m’dir.Yaklaşık 6 asırdır ayakta kalan ve kullanılır durumdaki Osmanlı erken dönem mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ

1546 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Caminin tavanı ahşap, duvarları taş yapıdır. Duvar kalınlığı 90 cm’dir. Tavan, açma tavan olarak inşa edilmiş olup Selçuklu mimarisini andırır. Tek minarelidir. Minare, mimari tarzda tuğladan örülmüş ve tek şerefelidir. Halk arasındaki bir söylenceye göre Kanuni, caminin istediği büyüklükte yapılmadığı için beğenmeyip kapısına kilit vurdurmuş, cami ancak vefatından 50 yıl sonra ibadete açılabilmiştir.

SAAT KULESİ

Mudurnu’nun doğusundaki bir yamaç üzerindeki saat kulesi, 1890 – 1891 tarihlerinde ahşap olarak yapılmış, 1900 yılında yangın geçirmiştir.1905 yılında çevreden getirilen taşlar ile Mudurnu Hapishanesi’ndeki mahkûmlara yaptırılan kuleye Mudurnulu demirci ustasının yaptığı saat takılmıştır. Kule yaklaşık olarak 3.80 x 3.80 metre boyutlarında kare prizma gövdeli ve 12 metre yüksekliğindedir. Doğuya dikdörtgen söveli bir kapısı vardır Bu kapıdan 30 basamaklı ahşap merdivenlerle üç yöndeki saat kadranlarının bulunduğu yere çıkılmaktadır Kule üzerindeki çanın ağırlığı 140 okka (yaklaşık 185 kg) civarındadır. Saat kulesinin dış cephesi 1990 yıllarda ahşap ile kaplanmış ve günümüzde de Mudurnululara ve gelen konuklarına her saat başı, zamanı hatırlatmaktadır.

ABANT GÖLÜ

Abant Gölü, Mudurnu’nun 17km. kuzeydoğusunda Abant Dağları üzerinde tabii bir göldür. Yılın her ayında büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. 125 hektar olan gölün denizden yüksekliği 1325 m.dir. Yeraltı suları ile beslenir. En derin yeri 18 m. ortalama 10-15 m. derinliktedir. Abant Gölü ve çevresinin bitki zenginliği, ayrıca büyük bir açık hava rekreasyon potansiyeline sahip bulunması nedeniyle yörenin 1150 Hektarlık bölümü, 1988 yılında “Tabiat Parkı” olarak koruma altına alınmıştır. Göl çevresi zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Sarıçam, karaçam, kayın, meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç ağaçları ve ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papaz külahı, alıç, çoban püskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları başlıca ağaç ve ağaççıkları oluşturur. Gölün kenarları çeşitli su bitkileriyle ve nilüferlerle doludur. Abant Gölünün etrafında yükselen yamaçlarda ise Abant Çiğdemi (Crocus Abantensis) endemik olarak bulunmaktadır. Gölde bulunan ve endemik bir tür olan Abant Alabalığı “Salmo Trutta Fario Varyette Abanticus” olarak literatüre geçmiştir. Balık meraklıları yılın belirli zamanlarında, ücret ödeyerek olta ile balık avlayabilmektedirler. Göl kenarlarında su samurları da görülmektedir. Göl çevresindeki ormanlarda yabani hayvanlardan: tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, geyik, karaca, tavşan, sincap, gelincik; su kuşlarından: yaban kazları, yaban ördekleri, balıkçıl, sakarmeke, karabatak, turna; yırtıcılardan: şahin, doğan, kara akbaba, kaya kartalı, atmaca, baykuş; diğer kuşlardan; toygar, alakabak, puhu, gökdoğan, ağaçkakan, karatavuk, bülbül, ispinoz ve saka görülmektedir.

MUDURNU EVLERİ

Mudurnu evleri, genellikle iki ve üç katlıdır. Zemin katlarında depolar, kiler, hizmetçi odaları, mutfaklar ve geleneksel günlerde ailenin birlikte yemek yediği fırın odaları bulunur. Genellikle odalar, bir sofanın etrafında sıralanmıştır. Odaların içinde ocaklar, yüklükler sedirler bulunur. Evlerin bazıları, dışa yönelik çıkmalar şahnişli ve cumbalıdır. Ayrıca, balkon süslemelerinde ahşap oymacılığının yanı sıra maden işçiliğinin de dekoratif örnekleri de görülür. Özellikle kapı ve pencerelerde Osmanlı ağaç işçiliğinin en güzel örneklerine rastlanır. Evlerin üzerleri genellikle ahşap kırma çatılı ve alaturka kiremitlidir. Bunların arasından çıkan bacalarda ise estetik görünüme önem verilmiştir.

Mudurnu evlerinde, giriş katlarında kiler, mutfak, su sarnıçları bulunurken, geniş taş duvarlar üzerine oturtulan üst katlarda avlu veya sofa etrafında oturma, yeme, yatma amaçlı odalar yer alıyor. İç ve dış mekânlarda ahşap işlemeciliğinin en güzel örnekleri de görülebiliyor.

ARMUTÇULAR KONAĞI

1840’lı yılların başında yapılan konak, dört katlı kare planlı 17 oda, 4 büyük salon ve bir büyük sofa oluşuyor. Çıralı çamdan karkaslı ve ahşap kaplamalı konakta ahşap oymalar, muhteşem tavan süslemeleri ve kapı tokmağı gibi ayrıntılar, ziyaretçiler üzerinde hayranlık duygusu uyandırıyor.

SÜLÜKLÜ GÖL

Sülüklü göl, Batı Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Bolu ili Mudurnu ilçesi Tavşansuyu köyü sınırları içinde yer almaktadır. Göl konum olarak Sakarya ile Bolu illerinin sınırını belirler.

Sülüklü göl koordinatları 40-31 Kuzey 30-52 Doğu şeklindedir. Bolu’nun Mudurnu ve Göynük İlçelerine, Sakarya’nın da Akyazı ilçesine bağlı Dokurcun mahallesine sınırı vardır.

Sülüklü göl tabiat parkı doğadaki tektonik hareketler sonucu meydana gelen heyelan sonucunda oluşmuş benzersiz bir ekosistemin tam ortasında yer alır. Uzmanların yaptığı incelemeye göre göl 1703 yılında heyelan seti şeklinde oluşmuştur. Ttektonik hareketler sonucunda meydana geldiği tahmin edilen çukur alan, taban suyu ve Hongurdak deresi tarafından doldurulmuştur.

En derin yeri 35 metre kadar olan bu çökme sonrası toprakta bulunan köknar, çam ve meşe ağaçlarının üst kısımları dikili şekilde su yüzeyinde kalmıştır. 300 yıldır hala çürümeden duran 183 adet dikili ağaç gövdesi özellikle yaz sonu suların azalmasıyla birlikte gölün içinde ilginç bir manzara oluşturmaktadırlar.

Göl içindeki ağaçlar Sülüklü göl’le yaşıttır ve en az 300 yıldır su içinde çürümeden durmaktadırlar. Bu olay tabiatta nadir rastlanan durumlardan biri olduğu için ve farklı habitatlar içeren göl çevresinin korunmuş bir ekositeme sahip olması nedeniyle Sülüklü göl 1987’de korunan alanlar statüsüne alınmıştır. 2011 yılına kadar 24 yıl yaban hayatı koruma alanı statüsünde kalan sülüklü göl bu özelliğini kaybetmediği halde gölün korunan alan statüsü daha sonra bilinmeyen bir nedenle Orman Bakanlığı tarafından kaldırılarak tabiat parkına çevrilmiş ve kapı giriş ücreti alımı şeklinde işletmeye verilmiştir. Sülüklügöl tabiat parkı; Sülüklü gölü de içine alan toplam 809 hektar genişliğinde bir alana sahiptir. Yüzey alanı 0.6 kilometre kare olan gölün büyüklüğü yaklaşık 60 hektardır. Sülüklü göl, bitki ve hayvan türü çeşitliliği açısından titizlikle korunması gereken eşsiz bir tabiata sahiptir. Bölgede Karadeniz ve Marmara iklimine has çok çeşitli bitki örtüsü mevcuttur. Sülüklü göl’ün etrafındaki yaylaların rakımı 1200 olduğu için yayla bitki örtülerinden bazıları da göl çevresinde yetişmektedir. Gölün kapladığı alan ise ortalama 1100 rakıma sahiptir. Bölgede bazılarının ülkemizdeki türü yok olma aşamasına gelmiş çeşitli endemik bitkilerin yanı sıra yaban hayvanları da yaşamaktadır. Sülüklü göl alabalık tesisleri ne yakın bir bölgededir. Ayrıca göl içinde alabalık başta olmak üzere; kızılkanat ve gökkuşağı alabalığı barındırır. Ormanlarında ise tavşan, ceylan, karaca, boz ayı, tilki, kurt, yaban domuzu, ağaç kurbağası, atmaca, yaban kedisi bulunmaktadır. Gölün gideri olan Tavşansuyu Deresinde ise bölgenin incisi olan ve bazı hastalıkların geleneksel tedavisinde kullanılan kırmızı benekli alabalık yaşamaktadır. Tavşansuyu Deresi ile Sülüklü Göl balık avı yapılmasının ve yaban hayvanlarının avlanmasının yasak olduğu bir bölgedir. Avlanma sıkı kontrol altında yasaktır. Sülüklü Göl’ün rengi mevsime göre yeşil ya da turkuaz olmaktadır.

KARAMURAT GÖLÜ

Mudurnu’nun 30 km. kuzeybatısında Eski Akyazı yolu üzerinde olan göl, Karamurat Köyü yakınındadır. Gölün üç tarafı dağlarla çevrilidir. Dipten kaynayan ve vadilerden akan sular ile beslenir.

SAMSA ÇAVUŞ CAMİİ

Mudurnu İlçesi Güveytepe Köyü yakınında bulunmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlı cami, bir Cuma mescididir. Hakkında yazılı bir belge bulunmayan caminin, Osman Gazi’nin silâh arkadaşı ve Osmanlı Devletinde ilk çavuş unvanım taşıyan Samsa Çavuş tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Moloz taş duvarlarıyla sade bir görünüme sahip olan cami; ayakta kalmış en erken Osmanlı eserlerinden biri olması bakımından önemlidir.

YILDIRIM BEYAZIT HAMAMI

Yıldırım Beyazıt’ın şehzadeliği döneminde yaptırdığı, hamamın kapı üzerinde yazılı bulunan kitabesindeki M 1382 ibaresinden anlaşılmaktadır. Kitabeye; ‘Hamamın ustası (mimarı) İbrahim oğlu Ömer’ diye yazılmıştır. Hamamın stalak fitleri Osmanlı mimari süslemeleri tarihinde bir dönüm noktası oluşturacak derecede önemlidir. Hamamın iç taksimat ve tezyinatı, tanınmış mimarlar tarafından eşine ender rastlanan şaheser bir yapı olarak ifade edilmektedir. Keçeciler bölümü ile giriş kapısının soluna gelen her tarafı geometrik esaslara göre süslenmiş olan üzeri kubbe ve tonaz kemerli soğukluk kısmı ile balıklı kurnası, göbek taşı ve sıcak halveti ile hamam görülmeye değer tarihi bir eser olup, günümüzde de hizmet vermektedir.

SAROT KAPLICALARI

Mudurnu’nun 30 km. kuzeybatısında Taşkesti Beldesi Ilıca Köyünde yer almaktadır. Kaplıca İl dahilinde bulunan bütün maden sularından ayrı bir özellik taşımakta olup 66° sıcaklığında ve sülfatlıdır. Acı sular grubuna girer. Fiziksel olarak hipertermal hipotonik bir maden suyudur. Sarot Kaplıcaları, Sarot Kaplıcaları çevresinde yapılan termal otel ve devre mülk tesisleri 2012 yılında hizmete girmiştir.

MUDURNU KALESİ

1650 yılında Mudurnu’ya gelen Evliya Çelebi Mudurnu Kalesi’ni 8 köşeli, 20 kuleli, bir kapılı, binası kararmış, sur ve kaleleri çökmüş eski bir yapı olarak tasvir eder. Bizans Dönemi’nden günümüze kadar ulaşmış olan kale kurtarılmayı beklemektedir. Mudurnu, Osmanlı Dönemi’nde üç sultan adına cami yapılmış kültür ve ticaret merkezi olan bir yerdir. Mudurnu Kalesi dışında, Çevreli Köyü Cinler Tepesi Mevkii’nde Bizans Kalesi kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca Taşkesti Beldesi, Asartepe Mevkii’nde yine Bizans Dönemi’nden kalma kale kalıntıları mevcuttur. Mudurnu’daki tarihi kalıntılar bunlarla da bitmiyor. Gedikler ve Pelitözü yaylalarında tümülüsler bulunmaktadır.

ORHAN BEY CAMİİ

Orhan Bey Camii’nin yapılış tarihi tam bilinmemekle birlikte 1920’li yıllara ait siyah beyaz Mudurnu fotoğraflarında görülmektedir

BABAS KAPLICALARI

Mudurnu’ya 5km uzaklıkta yer alan kaplıca Gürçam Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Kaplıcanın yaklaşık 40° sıcaklığa sahip sularının karaciğer, safra yolları rahatsızlıkları, metabolizma hastalıkları ve hafif diabetliler üzerinde olumlu etkileri görülmektedir.

Müzelerin;  bir ulusun, bir bölgenin veya bir yörenin kimliği olma özelliğini taşımakla birlikte; topraklarımızda bizden önce yaşayan uygarlıkların, atalarımızın zevklerinin, sevdalarının, düşüncelerinin, inançlarının, davranışlarının, yaşam tarzlarının kısaca her türlü birikimlerinin korunduğu ve bu mirasın geleceğe taşındığı mekânlardır.

İşte bu duygu ve düşüncelerden yola çıkılarak, Mudurnu Belediye Başkanlığı’nca Kent Müzesi açılmıştır. Henüz çok kısa geçmişi olan müze, Mudurnu halkının sahip olduğu kültür bilinci sayesinde gelişip büyüyecek.

PERTEV NAİLİ BORATAV KÜLTÜR EVİ

Kültür Evi, 2010 yılının Nisan ayında açılmıştır. Mudurnu Kültür, Turizm ve Dayanışma Derneği’nin bünyesinde oluşturulmuş olup; Mudurnu’nun geleneksel kültür ve halk bilimini konuklara tanıtan bir gezi evidir.

1916 – 1932 tarihleri arasında Mudurnu Kaymakamı olarak görev yapan Abdurrahman Naili Bey’in oğlu olan Boratav, çocukluğunu ve gençliğini Mudurnu’da geçirmiştir. Boratav, halk bilimi çalışmalarına 1920’li yıllarda Mudurnu’da başlamıştır. İşte adı geçen kültür evi; uluslararası üne sahip halk bilimi uzmanı Pertev Naili Boratav’a hak ettiği mekânı vermeye çalışıyor. Kültür Evi’nde şimdilik, Mudurnu’nun antika eşyaları ve Boratav’ın fotoğrafları sergilenmektedir.

2011 yılında düzenlenen Troya Ödülleri’nden biri, Boratav’la ilgili çalışmaları sebebiyle;  hem Mudurnu Kültür, Turizm ve Dayanışma Derneği’ne hem de Bolu Mudurnulular Derneği’ne verilmiştir.

 

 

 

 

 

Mudurnu, el sanatları bakımından oldukça zengindir. Demircilik, bakırcılık, semercilik, sepetçilik, kalaycılık, ahşap oymacılığı, iğne oyası vs. Gelişen teknolojiye yenik düşen el sanatları, talebin azalması sebebiyle eski geçerliliğini kaybetmiştir. Yapılan son çalışmalarla arasta haline getirilmesi amaçlanan Demirciler Çarşısı eski özeliğini kaybetmiş olsa da, Mudurnu el sanatlarını yaşatmaya devam etmektedir.

Kadınların ürettiği el sanatları ürünlerinin başında iğne oyası gelmektedir. Mudurnu; bundan yüz yıl önce, tüm Anadolu’ya gönderdiği el yapımı iğneleriyle ünlüydü. 1640’ta Mudurnu’dan geçen Evliya Çelebi kitabında, sıra sıra iğneci dükkânlarının dizildiği Mudurnu Çarşısı’nı ve iğnelerini övgüyle anlatmıştır.

Oyaların isimleri verilirken; Mudurnu insanının yaşamından, oyayı yapan kızların –  kadınların iç seslerinden, doğal yaşamın verilerinden yola çıkılmıştır.

Doğal yaşamdan alınan oya isimleri; Sarmaşık, meşe, papatya, karanfil, menekşe, hecrail (hercai), elma çiçeği, gül, çiğdem, şimşir çiçeği, gelincik, sümbül, boru çiçeği, çilek, kiraz, üzüm,  kızılcık, dut.

Sosyal yaşamdan alınan oya isimleri; Ömür törpüsü, Elti eltiye küstü, Kaynana yüreği, Kaynanadili, Çarkıfelek.

İĞNE OYASINDAN GELİN TACI

Mudurnu’da kına gecelerinde bindallı ve üç etek giyen kızlar – kadınlar, başlarına mutlaka gelin tacı takarlar. Gelin tacı, tamamen iğne oyasından yapılmıştır. Gül dalı şeklindedir. Gülleriyle, goncalarıyla, yaprağıyla aynı bir yaban gülü görünümündedir. Mudurnu’nun hemen her yerinde yetişen yabani güllerden esinlenerek yapıldığı söylenegelmiştir.

ETLİ VE DİĞER YEMEKLERİMİZ

Etli kuru fasulye, Etli patates, Göveç, Yoğurtlu mancar, Yoğurtlu fasulye, Yoğurtlu bakla, Patates piyazı, Fasulye piyazı, Keşkek, Yaprak sarması, Lâhana dolması.

TURŞULARIMIZ

Boz armut turşusu, Kelem (lâhana) turşusu.

HAMUR İŞLERİMİZ

Mudurnu böreği (kıymalı), Patatesli börek, Ispanaklı börek, Kaşık sapı, Mantı, Ev makarnası, Yağlı gözleme, Kabaklı gözleme, Hamursuz (Cevizli çörek), Sini makarnası (Keşli, cevizli su böreği), Atma malak, Kalbur malağı, Sıkma malak, Bazlamaç, Kaygana, Cızlama, Lokma, Islama, Ekmek makarnası, Katmerli.

ÇORBALARIMIZ

Oğmaç çorbası, Tarhana çorbası, Kızılcık tarhanası çorbası, Uhut çorbası, Düğün çorbası, Taze tarhana (Yayla çorbası), Erişte çorbası.

MUDURNU HELVASI

Çok eksi yıllarda saraylara kadar girme başarısını göstermiş ve adını da bu başarısından almış olan dünyaca meşhur Mudurnu Saray Helvası, bir çok çeşidiyle hizmetine devam ediyor.

KEŞ

(Süzme yoğurdun güneşte birkaç gün bekletilip, sabun kalıbı gibi şekiller verilip güneşte kurutulmasıyla oluşan kuru bir gıdadır. Makarnalarda ve börek içlerinde kullanılır).

TATLILARIMIZ

Höşmerim, Un helvası (Basma helva), Depme helva (Saray helvası), Mudurnu baklavası, Fırında tatlı kabağı, Palize (Nişastadan yapılan muhallebi), Kalıp tatlısı, Köpük helva, Tırtıl tatlısı.

HOŞAFLAR VE İÇECEKLERİMİZ

Erik hoşafı, Armut hoşafı, Topal hoşafı, Erik pestil ezmesi, Kızılcık şurubu, Korava (Kızılcık konsantresini şurubu).